Posts

ÇİÇEK DÜRBÜNÜ

Image
  ÇİÇEK DÜRBÜNÜ genç bir adam gergin adeleleriyle      -nolmuş yani nolmuşu mu var kaç kez geçtim bu sokaktan kaçıncı sultan yaptırdı ya  şu camiyi- şu cami minaresi - neyse kılıç gibi gergin şu cami minaresi şu cami minaresinden çiziktirilmiş bulutsu yaraları göğün  - ulan sokakta da adım başı  köpek boku adım başı  tükrük sakızı bazen yağmur yağınca  ışık ışık olur hani  asfaltın üstü ışık ışık- katran aynası ve çözümlerim ışığı                     :yağmurlar artığı nasıl nolmuş yani ben diyorum ki          herkes  ama herkes  öğrenmeli neden viyana savaşı neden karacaoğlan niçin unuttum adımı neden arnavut kaldırımında büyür yeşil otlar direnci - her çiçek koparışımda  bir yasa: güzeli pazularında sıkan mel’un zorba gülolog da diyebilirdim kendime çardak gülü turuncusu mesela bu arabanın rengi bu araba doğudan...

PARÇALAMANIN ÖZÜMSENMESİ

              Bir şiiri nasıl eleştirmeye başlarız? Hangi zeminler üzerinde bir eser irdelenebilir? Bu zeminler oturtulmadan bir eleştiriye başlamak beyhude bir iş halini alır ve işin sonunda sadece güzel ya da kötü diyip şiirlerin hoşumuza giden birkaç kısmını alıntılar, Dick Minim gibi kulaktan duymaların şahı olan basit yoldan bir eleştirmene varmış olunur. Bu yargı yani güzel veya kötü tamamen mesnetsiz değildir, esere estetik bir değer atadığımızı gösterir ama buna temel oluşturamamış nedenler ya da zeminler olmaksızın bu yargımız sadece bize ait olur, başkalarında oturmuş bir anlayış ve ikna ile kazanılmış beğeni oluşturamaz. İyi ile kötüyü ayırt etmek için ölçütler sağlamalıyız ve bunların nesnel olamayacağını, eleştirmene bağımlı bir zeminler bütünlüğü olduğunu yok saymayarak. Burada mühim olan kendi sistemler bütünü oluşturan kişinin ne kadar tutarlı bir kavrayışa sahip olduğudur. Sonuçta ölçüt denen şey mutlak değildir, göreceli...

KIYIYA VURAN SANRILAR

Image
  KIYIYA VURAN SANRILAR Akdeniz! su üstünde akkorsuz köpükler   içi boş ampül zeytin işliğinin yanından dondurma reyonları geçiyor   paraşütle atlanıyor çamların iğnemsi kızıllığından ulan venedik savaşı- ulan ikinci pius ulan mantua konsili  yani bok kırığı çam sakızı sigismondo mundo MAGNVS 7 ADMIRATVS cehennem ehli  condottiero et sultanum turchorum turchorum turchorum sultan mehmed suyun kulakta sayıklaması  bir bütün akdeniz siren’leri: “haydi buraya! şanlı hiçkimse bizim sesimizi dinleyesin .. buradan çok şeyler öğrenerek uzaklaş- biliriz bereketli yeryüzünde olanları” sahil kenarlarında taş kafatasları ve haliçe kadar duyumsamak mümkün “bereketli yeryüzünde olanları” karga sesleriyle göksüz siren’lerden  ve tayfasız denizler kadırgaları ağıraksak magnum admiratum  Râz-ı ‘ışkı ‘âşikâr itmege tâkat bulmasa  Sînesinde nâvek-i dil-dûzlar pinhân olup machomet bei ve avrupadan bir şeyler  daha ucuz ürünler oyunlar elektro...

BİR YUNAN ÇÖMLEĞİNE KASİDE - ÇEVİRİ

  Bir Yunan Çömleğine Kaside Sen hep bakire gelini sessizliğin,      Sen sükutun evlatlığı ve ağır zamanın, Orman perisi yalnız sen anlatabilirsin     Şiirimden daha tumturaklı bir masal: Hangi sarmaş dolaş efsane dadandı suretine     Yüce ya fani ya da ikisi de olan, Tempe’de mi yoksa Arcadia vadisinde?     Hangi insan ya da tanrılar bunlar? Hangi arzusuz kız? Hangi çılgın arayış? Hangi çaba kaçmaya?        Hangi kaval ve defler? Hangi vahşi cezbe? Bilindik ezgiler tatlıdır, fakat duymadıklarımız     Daha tatlı, bundandır, narin kavallar çalın; Dünyevi kulağa değil, ama, daha sevgilisine     Çalın duyulmamış şarkılarını ruhun: Güzel gençlik, ağaçların altında, sen terk edemezsin     Şarkını, terk edemezsin o ağaçları çıplaklığa;             ...